•  0
    Narrative Stories

    Osmanlı’nın gerçek manevi önderi Ebu’l Vefa el-Bağdadî ve Vefaîyye tarikatının hakkını iade gerekir.

      Faruk Arslan    1        0        Report content


    Dünya hep hiç, hiçtir tamamıyla

    Ey hiç! Hiç uğruna sapma hiç yoluna

    Geriye ne kalır ömürden sonra?

    Sevgi, muhabbettir; hiçtir kalan ne varsa.

    Mevlana Rumi

    Bazı insanlar canını sıksa da asla üzülmüyor, kötülük düşünmüyor, iyiliklerini istiyorsun. Düştüğünde tekmeyi vursalarda. Şaşma sevildiğine! Allah’ın büyük ismi ve ismi azam duası sormuşlar. Bâyezîd-i Bistâmî demiş ki, bana Allah’ın küçük ismini gösterin. Sevdiğindir ismi azam.

    İnsanlar, ucu bucağı olmayan bir ummândadır. Uzaklarında bir gemi var, bu gemiye binmek için çabala ve şu miskin bedenini deryâdan kurtar. Şeriat’ın dediğini dosdoğru ibadetle yaptıktan sonra mânevî hâl ve makāmlar da söz konusudur. Bu hususlar ise tasavvuf ilminin meseleleri. Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde tasdîk, yakîn, sıdk, ihlâs, sevgi, rızâ, sabır, vecd, ta’zîm, hayâ ve heybet gibi kalbe ait olan bâtınî ameller. Sufilik İslam’ın özüdür. Serrâc’ın (v. 988) dediği gibi ilim, zâhir, bâtın özelliklerini taşıyan şerîat ilmi; “ilm-i bâtın, fıkh-ı bâtın.

    Şeyh Kübrâ, Risâle-i Sefîne’de şerîatı “gemi”ye, tarîkatı “deniz”e, hakîkatı ise “inci”ye benzetiyor. Sûfînin nihâî amacı sadece hakîkat. Necmeddîn Kübrâ, Şâfiî mezhebine mensup Sünnî bir mutasavvıftı. Risâle-i Sefîne’sinde yol Hizmet yoludur. Süfyan ve Perinçek yok edecekmiş! Tarikat takva ile Allah’a yaklaşmak, Kuşeyrî’ye göre, Hakikat: Yüce Allah’ın tecellîlerine mazhar olabilmek ve onları müşâhede edebilmektir.

    Sûfîlerin genel kanaatini Hucvirî (v. 1072) yansıtmıştı: Şerîat-hakîkat ilişkisine dair hakîkatsız şerîat riyâ, şerîatsız hakîkat ise nifâk! Hakîkat tarafından teyit edilmeyen hiçbir şerîat makbul olmaz. Hakîkat, Allah’ın kazâsını, kaderini, gizlediği, açıkladığı şeyi görmek demektir. Sufi Kuşeyrî (v.1072) asıl şerîatın, ubûdiyyete sımsıkı sarılmak hakkındaki emir; hakîkatin de rubûbiyyeti temâşâ etmek olduğunu söylüyor.

    Sûfîler nazarında üç terim birbirine sıkı sıkıya bağlıdır; “şerîat”, kişiyi Hakk’a ulaştıran “tarîkat” ve nihâî maksadı olan “hakîkat”tır. Rüya tabirlerinde klasik eser sahibi Abdülganî en-Nâblusî (v.1731)’nin Miftâhu’l-ma’iyye fî tarîki’n-Nakşibendiyye’si bizim. Süfyan yıkamaz Seyyidler cemaatı Hizmet’in yanındadır. Seyyid Şerîf Cürcânî (v.1413)’nin Ta’rîfât’ı, Eşrefoğlu Rûmî (v.1469)’nin Müzekki’n-nüfûs’u bizim öz kaynaklarımızdandır. Kuşnamesi ile Ferîdüddîn Attâr (v.1221)’ın Tezkiretü’l-evliyâ’sı, Câmî’nin Nefehâtü’l-üns’ü Ali b. Hüseyin es-Safî (v.1532)’nin Reşehât’ı da esaslı kaynaktır. Kübrevi izi, Şeyh Sa’dî Şîrâzî (1292), Yazıcızâde Mehmed (1451), Abdurrahman Câmî (v.1492) ve İsmail Hakkı Bursevî (v.1725) Sufi meşrebidir.

    Gülen Hocaefendi, Nakşî-Müceddidî meşâyihinden Abdullah Dehlevî (v.1824) izindedir. Abdurrahman Sami gibi her tarikatın topluca özü, sözüdür. İcazetlerin hepsini almıştı bir bir. İbnü’l-Arabî (v.1240)’nin Fusûsu’l-hikem’ine ve Mevlânâ (v.1273)’nın Mesnevî’sine yazdığı şerhlerle Necmeddîn Kübrâ meşhur oldu. Eserleri ebedi kaldı. Gülen’in eserleri de öyledir. Yakmakla ölmez. Zalim Cengiz Han’dan özür ve af dilemeyip şehit olan Necmeddîn Kübrâ’nın Risâle-i Sefîne’si ve Tesviyetü’l-İmâd, Kübreviyye tarîkatı yoludur. Osmanlıda etkin idi.

    Ahmed Efendi de tıpkı babası Merkez Efendi gibi dünya nimetlerine iltifat etmez, giyimde kanaat, tevazu, fakirlikle fena billah bir Sufiydi. Gülen Hocaefendi gibi, Cami kürsülerinde verdikleri vaazları düzenli tefsir dersleri şeklinde icra etmek, Osmanlı mutasavvufu özelliğidir. Ecdattan bihaberiz. Astronomi konulu Durru’l-eflâk ile Islâh-ı Merkezî adlı çalışmaları, Ahmed Efendi’nin günümüze ulaşan diğer iki eseridir. Ahmed Efendi’nin İsmetu’l-evliyâsı da tercüme edilmedi, Taşköprülüzâde, Mecdi, Aşık Çelebi ve Kâtip Çelebi, Sufi tasavvufu Osmanlı özü der. Hala eserleri Türkçe’ye çevrilmemiş İbrâhîm Gülşenîmiz var. Hakkında 1527’de yürütülen tahkikatla halifesi Muhyiddîn Karamanî idam edildi. Ahmed Efendi’ye göre el-Bâbûs’da Kanuni: Ehli sünnet ve’l-cemaatin destekleyicisi, samimi sûfî himaye eden iyi niyetli,temiz yürekli padişah idi.

    Kemâl Paşazâde (v.1534), Fenârîzâde Muhyiddîn Çelebi (v. 1548) ve Merkez Efendi’nin ilmiye ve tasavvuf iklimi Muhyî-i Gülşenî (v.1605) ile Osmanlı’da İslam’ı canlı tuttu. İlim ve tasavvuf, Gülen gibi Osmanlı devamında olur. Mesela Kanuni döneminde Dede Ömer Rûşenî (v.1487) halifesi İbrâhîm Gülşenî’nin (v.1534) etkisi asırlarca devam etti. Sünbülî ekol, Halvetîliğin lideriydi. Halidiler bayrağı devraldı. Üstad Said Nursi devam ettirdi, Gülen Hocaefendi, bu bayrağı dalgalandıran ulu Sufi oldu ve Osmanlı medeniyetini aralıksız asrımızda yaşatıyor.

    Merkez Efendi’nin devamı Germiyanlı Yakûb (v.1571), Ebu’s-Suûd’dan (v. 1574) mülâzemet Yûsuf b. Yakûb (v.1581) Seyyid Muslihuddîn Efendi olmuştu. Hiç ara yoktur. Merkez Efendi’nin mensubu bulunduğu Sünbülî ekol, başından beri ilmiyenin halka bakan yüzü gibidydi. Bugün Hizmet temsil ediyor öz Sufiliği. Sufilik canlanacak. Halvetîliğin İstanbul ilki Çelebi Muhammed Cemâleddîn, Efdalzâde, Sünbül Sinân, Merkez Efendi, Süfyan Erdoğan’a karşıdır.

    Mason Bektaşiler kitabım akademide klasikler arasına girdi. Encümen-i Dâniş ve Hurûfîlik’ten Kabala’ya Çift Dinî Kimlik sosyolojik incelendi. Kāhire Mukattam Dağı Bektaşî Dergâhı Kütüphânesi’nde bulunan Bektaşi eserleri tam 507 adettir. Liste Sufi’de var. Doktora yapacaklar içindir. Sufiler işte böyledir. Ahmed Sırrı Baba Arnavutluk’ta sahip olduğu bütün emlakı satarak karşılığında aldığı parayı tekkesi için harcamıştır. Mısırlı Harvardlı, Cambridgeli Leyla Ahmed, hatıratında anlatıyor. Osmanlı medeniyeti Süfyan Abdülnasır ile yakıldı Mısır’da. RETÖ de yıktı. Mısır, Bektaşisiz olmaz. Ünlü şairi Ahmed Râmî (v. 1981) Hayyâm’ın Rubâîlerini nâzımlaştırdı, Ümmü Gülsüm’ün (v.1975) şarkısının güftekârıdır.

    Son Osmanlı prensesi, Huber Köşkü’nde de yaşamış olan Kadriye Hüseyin, 1952 yılındaki Mısır devriminde tutukluydu. Bektaşi idi. Hatırlayın. Bektaşiler cemaatını, Sultan Hüseyin Kâmil ile Prens Yusuf Kâmil hayatını şair Ahmet Rami, Rızâ Nûr ile Selami Münir Yurdatap gözlemlemişti. Cemaat olmak kötü ise neden Bektaşiler Saray ehli ile eskiden ve şimdi de haşir neşir? Gürcü RETÖ ve Perinçek Ermenisinin kini nereye kadar? Mason Bektaşîlerde bir cemaattir. Şimdi Hizmet için kullanılıyor ama yakın geçmişte 1826 ile 1856 Bektaşîler kapalı idi. Bitti mi? Bitmedi. Mehmed Lütfî Baba ile Ahmed Sırrı Baba’nın postnişînlikleri döneminde dergâhla ilişkili saray mensupları, meşhur sîmalar vardı: Cemaattı! Bakınız: Hasluck, Christianity and Islam Under the Sultans, I, 438. Faruk Arslan, Mason Bektaşîler, İstanbul 2009, pp. 146-147, 186, 190.

    Atatürk’e karşı çakma İzmir suikastı düzenleyip Bektaşilerde muhalif İttihatcı Kurtuluş savaşı kahramanlarını idam ettiren ETÖ’nın dedeleri! Masonlukla evlenen, 2. Abdülhamit’e karşı isyan başlatan İttihatcıların felsefi dini eserlerle hocası Şerefüddin Mağmûmî’den ibret alınmalı! Her devrim önce evlatlarını yer. İttihad ve Terakkî ilk kurucusu Şerefüddîn Mağmûmî (vefat 1927) çakma İzmir suikastla idam, kurban edildi!

    Perinçek neden Atatürkçü oldu? Bektaşi ve Mevlevi dahil, İslami tarikat ve cemaatleri kapatmıştı. 1935’de Rızâ Nûr, dervişânları yazmıştı Ahmed Sırrı Baba da Amerika’daki Bektaşî Dergâhı’nın kurucusu olan müridi Receb Baba da (vefat 1995) tarikatta içki içmeyi yasaklamıştı. ETÖcülerden MHP ve CHP’ye AKP’den tutun HDP’ye kadar islamı yaşayan kaç Sufi vardır? 1917’den 1960’lara Bektaşi şeyhlerinde ve dervişlerde 10 kişiden 2 si Türk idi. Lütfî Baba, Ahmed Sırrı Baba, Bedri Noyan (ETÖ infaz) vardı. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın Mısır’a hâkim olduğu devirde Kāhire’deki Bektaşî Şeyhlerle dervişleri Arnavut, Türk, Arap, Giritli ve Çerkezdi. Mısır Süfyanı Abdülnasır’ın 1952’de Mısır’da yaşanan Erdoğanvari devrimi sonrasında buradaki Bektaşî tekkeleri gasp edildi. Perinçek tarzı Süfyanistlik yaparak medeniyeti yıktı.

    Atatürk’e muhalefeti nedeniyle kaçan Dr. Rızâ Nûr’un Kāhire’deki Bektaşîler Kasru’l-Aynî Dergâhı’nı anlattığı makaleden başka veri yoktur. Mısır’da ilk Bektaşî dergâhını açan Arnavut Kaygusuz Abdal’dan, beş asır sonra son Bektaşî olan Ahmed Sırrı Baba’ya (1963) kadar Sufi vardı.

    BEKTAŞİ PADİŞAHLARI EFSANESİ VEYA ALDATMACASI Peki gerçek nedir?

    Osman Gazi ile ilgili tüm kaynaklar onun Şeyh Edebaliye bağlı olduğunu bildirmektedirler..Şeyh Edebali ise Ahi geleneğinde Fütüvvet yoluna mensup aynı zamanda Ebu’l Vefa el-Bağdadî’ye nispet edilen Vefaîyye tarikatına mensup olur. Vefaîyye tarikatı, Irak, Suriye ve Türkiye sahası Türkleri arasında oldukça yaygın olan bir tarikattır. Ebu’l-Vefa el-Bağdadî’nin (Ebu’l-Vefâ’Tâcü’l-Ârifin Seyyid Muhammed b.Muhammed Arîz el-Bağdadî) Türk olması, Boğa b. Batu, Muhammed et-Türkmanî, Turhan, Tekin gibi halifelerinin bulunması, bu tarikatın Türkler arasında kabul görmesine sebep olmuştur. Tursun Fakih’in, Dede Karkın ve Geyikli Baba gibi Rum abdallarının Vefaîyye tarikatına mensup olmaları, özellikle Şeyh Edebalı’nın Vefaîyye tarikatına mensubiyeti ve Osman Gazi’nin yanında olması, bu tarikatın Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda gösterdiği fonksiyon açısından önemlidir.

    ŞİMDİ; daha önce bana hüccet,delil olarak tavsiye ettiğiniz son Bektaşi halife dedebabası Bedri noyanın beyanlarını,yazdıklarını ciddiye almamamı öneriyorum. .Oysa biz 12 imam dostu araştırmacılar tarih boyunca karşımızdakinin kendi kullandığı kaynakları onlara delil gösterme eğiliminde olmuşuzdur,bu durumda her yazdığıma ta en baştan itiraz etmişte oluyorsun.bununlada kalmıyor bana itiraz etmiş olmak için zson halifededebaba bedri noyanıda bir kalemde siliyor yok ediyorsun.Neyseki bu sizin iç sorununuzdur,kendi aranızda halledersiniz.peki öyle olsun bizde tarihi mantık kurallarıyla yolumuza devam ederiz:

    ORHAN GAZİ Şeyh Edabali ve zümresi Orhan Gazininde şeyhidir.Ahi-Vefaiyye Tarikatı mensubudur

    YILDIRIM BAYEZİD Emir Sultan müntesibidir..Kübreviye yoludur.

    ORHAN ,YILDIRIM BAYEZİD

    Nereden biliyoruz? Osmanlı öyle söylemişti.Ne zaman söylemişti? 2.Bayezidden sonra.niye söylemişti:çünkü geçmişi İslamileştirmek istiyorlardı..Peki doğru söyledikleri ne malum elimizde onlarla ilgili eser varmı? Yok. Hatta onların okuma yazma bilmeyen kişiler olduğuda söyleniyor,hatta bazıları daha ileri gidip onların Bektaşiliğine de atıfta bulunarak Osmanlının ilk dönemi padişahlarını ailevi bile kabul ediyorlar.

    Bu durumda biz onların Bektaşiliğine, sen ahi yada vefai olduklarına bazılarıda alevi olduklarına inanıp dursunlar..Kimsenin elinde diğerlerini susturacak net kanıtıda henüz bulunmuyor..Hatta bu insanların ırk temeli hakkında bile birçok şüpheler var.

    Bu yüzden bu noktayı tarihe ve yeni kanıtlara bırakmayı öneriyorum.Aksi zorlama olacaktır. .Çünkü sen halife dedebabanı reddediyorsun bende Sünni kaynaklarını reddediyorum ve çelişki şimdilik çözülemiyor.

    II BAYEZİD BEKTAŞİ değildir.Balım Sultanı tarikatın başına atayarak tarikatı kontrol altına almaya çalıştı. Bu sebeple onun Bektaşi olduğu söylenmeye çalışılmaktadır.

    2.BAYEZİD:

    Balım sultanı atadığını kabul ediyorsun,sarayda firdevsiye “Hacı bektaşı keramet sahibi bir veli olarak gösteren vilayetnameyi yazdırdığına da zaten itiraz edemezsin,bu eserden sonra hem hacı bektaşın hemde 2.bayezidin VELİ olarak anıldığına da sözün olamaz..Ayrıca 2.Bayezid dönemine kadar ortada bir tarikatmı vardı ki kontrol altına almaya çalışmış olsun.

    YAVUZ SELİM

    Tam bir Alevi kıyımı yapmış bir hükümdardır. Halvetiyenin Sünbülüye koluna mensuptur. Sümbül Sinan Efendiden ders almıştır..Kulağına küpe takması ise mücerret Bektaşilerin taktığı mengüştür..Şah İsmaille yaptığı savaş neticesinde hoş görünmek için yapmıştır..Bektaşiliğe -bağlı edilen-Yeniçeriler ordunun % 10 nu oluşturmaktaydı..Bunların tepkisini çekmemek için yapılmıştır.

    YAVUZ SELİM:

    İkimizde onun kulağına Bektaşilerin mücerretliği temsil eden küpesini taktığını söylüyoruz.

    Sen onlara hoş görünmek için taktığını söylüyorsun bende diyorum ki Yavuz gibi acımasız ve binlerce aleviyi katletmiş birisi üç beş Bektaşi dervişinden mi korkacak?Arıca zaten onu tahta geçirmek isteyenler yeniçeriydi,zaten yeniçeriler onu istiyordu o halde neden onlara hoş görünmek için böyle bir zahmete girsin ki ? diyorum.Hangi mantık doğru tarih karar versin.

    KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN Bu padişahta Halveti tarikatına mensup olduğu aşikardır.Bektaşi dergahındaki baskıya karşı kukla postnişine rağmen ayaklanmıştır.

    KANUNİ:

    Bedri noyan “bütün yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik”isimli eserinde onun için şöyle diyor:

    “Bektaşilik dostu olan nasib alarak törenle Bektaşiliğe giren kanuni Süleyman ünlü bir hükümdardır.”

    Hadi bu bilgiyi saymıyorsun kanuni döneminde bektaşi lerin tüm tekkelerinin tıkır tıkır işlediğini ama Alevilerin katledildiğini neden sorgulamıyorsun?bunu sorguladığında keşfedeceğin gerçekten ne zamana kadar kaçacaksın?

    NOT: Osmanlı padişahlarından bir tek Abdülazizin Bektaşi olduğu yönünde kuvvetli deliller vardır. Oda o dönem İttihat ve Terakkinin Makedonyada doğmuş olması burada Arnavut kökenli Bektaşilerin olması sebebiyle şirinlik olsun diye böyle bir girişimi olmuştur..Sonuç olarak Osmanlı padişahları ile ilgili verilen bilgiler doğru değildir..Bedri Noyana kalırsa herkes Bektaşi..O yüzden Bedri Noyanın kitabında sadece erkana ilişkin verilen bilgileri esas alırsanız daha sağlıklı neticeye varırsınız.

    SULTAN ABDÜLAZİZ:

    En azından bunun Bektaşi olduğunu kabul etmeniz ortak nokta bulma anlamında sevindiricidir..Gerçi şirinlikten girdi diye bir yorum yapmışsınız ama eh bu Kadarda olacak tabii..Ayrıca bu durumda Sünniler onu 97.islam halifesi kabul ettiklerine göre her ikimizde 97.islam halifesinin Bektaşi olduğunu teyit etmiş oluyoruz değilmi?

    Bu durumda senin mantığınla olaya bakacak olursak yani Bektaşilik hem Alevilik ve hemde Caferilik ise 97.islam halifesini alevi –caferi kabul etmemiz gerekiyor değil mi?

    Peki bu mantık doğrumudur? Bektaşilik Sünni bir tarikattır mantığı tüm bu çelişkileri ortadan kaldıran daha mantıklı bir çözümleme değil midir?

    Gördüğün gibi Bektaşilerin Aleviliğini zorlarsak böyle traji-komik sentezlerle karşılaşıyoruz.

    Seyh Edibali

    Şeyh edebali kesin olmamakla beraber 1206 yılında doğmuş, 1326 yılında hakka yürümüştür.Ahi ve Kalenderi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası, Orhan Gazi'nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti'nin fikir babasıdır.

    Ciddi kaynaklara göre, aslen Karamanlı’dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamlamıştır. Tefsir, hadis ve özellikle İslam hukukunda uzmanlaşmıştır. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunmuştur. Tasavvuf yoluna girdiği, Şii-batıni zümreden olan Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilmektedir.

    Alim, faal, varlıklı, çevresi için örnek teşkil eden bir kişi olan Şeyh Edebali, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zaviyede öğrenci yetiştirir ve halkı aydınlatırdı. Bilecik’te bir dergah yaptırmış, Osman Gazi'yi de birçok defa burada misafir etmiştir.

    Rivayete göre, Osman Gazi’nin dergahta bulunduğu bir gece, rüyasında Şeyh Edebali'nin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının alemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görmüştü. Sabah olup rüyayı anlatınca, Şeyh Edebali rüyayı şöyle tabir etmiştir:

    "Sen, Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Malhun Hatun la evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek, ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, Allah nice insanın İslam'a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir."

    Gerçekten de öyle olur, altı asırdan fazla devam edecek olan bir imparatorluğun temelleri Osman Gazi ile atılır ve bunun ilk müjdecisi Şeyh Edebali olur.
    1326'da 125 yaşlarında Bilecik’te vefat etmiş, dergâhının yanında gömülmüştür.
    Eskişehir’de de adına bir türbe yapılmıştır. Vefatından bir ay sonra kızı, dört ay sonra da damadı Osman Gazi vefat etmiştir.

    İlk derslerini bir Hanefi fıkıhçısı olan Necmeddin ez-Zahidi’nin yanında almıştır daha sonra şii bir tarikat olan kalenderiliğe geçmiştir. kimi kaynaklar onu mısırda kurulmuş olan bir diğer Şii tarikat vefai şeyhliğinede geçtiğini belirtir.
    Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük emeği geçen Alevi pirleri gibi Edebali de her nedense gözlerden uzak tutularak Sünnileştirilmek istenmektedir. Ancak kaynakların incelendiğinde onun bir Şii piri olduğu her noktada ortaya konmaktadır.

    Şeyh Edebali’nin Babai çevresine bağlı oluşu ve Hacı Bektaş ile bağlantıları, Bektaşi tarikatı ve ilk Osmanlılar arasındaki ilişkilerin incelenişinde mühim öğelerdir. XV. yy. da başlayarak, bilhassa adı Yeniçerilerin piri olduktan sonra Hacı Bektaş ‘in ulaştığı ehemiyete yol açan da şüphesiz onların korumaları olmuştur” İlk Osmanlıların ilgisi dolayısıyladır ki, Bektaşi tarikatı imparatorluk içindeki üstün yerini almış ve üst derece bir halk tarikatı olarak benimsenmiştir. ne bektaşiliği, ne şeyh edebali'yi sünni göstermek kimseye fayda sağlamaz bu tarih ilmine verilen bir zarardır. OSMANLI DEVLETİ 16.YY DAN SONRA SÜNNİLİĞİ RESMİ MEZHEP OLARAK BENİMSEMİŞTİR.

    ALLAHUMME SALLİ ALA MUHAMMEDİN VE ALİ MUHAMMED

    Yeniçeri Ocağı'nın tarikatı: Bektaşilik


    Bektaşilik, Yeniçeri Ocağı'nın tarikatı olarak nitelendiriliyor. Son yeniçeri isyanında Bektaşiler, Yeniçeriler'e yardım ettikleri için II.Mahmud Yeniçeriliği kaldırdığında, Bektaşiliği de kaldırdı. Hatta önde gelen Bektaşi babalarından bazılarını astırdı, kimisine de sürgüne yolladı. Bektaşilik, gayrı sünni bir tarikat olduğu için II. Mahmud tarafından Nakşibendi tarikatının emrine verilerek yok edilmek istendi. Ancak II. Mahmud'un bu isteği gerçekleşmedi. Padişah Abdülaziz döneminde, Bektaşilik tekrar canlandırıldı ve günümüze dek ulaştı.

    Bektaşilik, 13. yüzyılda Kalenderilik içinde oluşmaya başlayıp, 15. yüzyılda Hacı Bektaşi Veli'nin etrafında Anadolu'da ortaya çıkan bir tarikat olarak özetleniyor. Büyük tasavvuf büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli tarafından kurulan Bektaşilik, 12 ana tarikattan biri. Bektaşilik, iki döneme ayrılıyor. İlki XIII. yüzyılda başlayıp, XV. yüzyılın sonuna kadar uzanan teşekkül dönemi, ikincisi ise XVI. yüzyılın başından yani Balım Sultan'dan günümüze dek süren ve asıl bilinen Bektaşiliği temsil eden dönem. Bu iki dönemin birbirinden oldukça farklı olduğu görülüyor.

    BABAİ İSYANI'YLA DOĞDU
    Bektaşiliğin doğuşu, XIII. yüzyılda Anadolu'da ortaya çıkan şiddetli sosyal ve dini, kısmen de siyasi h

     


  •  


Leave a Comment

Please Login to insert comment.

 

Facebook Conversations