•  0
    Mindfulness

    Münâfık, koca bir şehir halkını aldatır, fakat şâh-ı hakîkat olan insân-ı kâmili aldatamaz! Eğer sen insân-ı kâmile karşı zulme kıyâm edersen helâk-i sûri ve mânevîden başını kurtaramazsın. Eğer kurtarırsan beni kâfir bil!

      Faruk Arslan    1        0        Report content

    Halkın Firavun'un huzurunda baş eğmesi ve onun mezâlimine karşı söz edememesi, Firavun’un kalbinde kendisinin büyük bir adam olduğu duygusunu peydâ etti ve o biçârenin bâtını bu vehim ile hasta oldu. Tarihlerde halkın bu vech ile şımarttığı hükümdarların adedi pek çoktur! Müstebit hükümdarlar idâreleri altındaki halkın topluca kendilerine tâbî olmalarını isterler ve asla ihtilaf çıkmasını arzu etmezler; hürriyyet-i kelâm asla hoşlarına gitmez. Onu men etmek için her türlü tedbîri icrâdan geri durmazlar. Firavun da bu kabîl hükümdarlardan idi. Zâhir gözleri kör olanların körlüğü şâyân-ı merhamettir ve Hakk'ın rahmeti bu bîçârelerden uzak değildir; fakat hırsı dünyadan mütevellid olan kalb gözünün körlüğü insanın insanlığına yakışmayan bir kabahat olduğundan şâyân-ı mazeret değildir; kabahat sahibi cezaya müstehak olur. Ekseriyet, Firavun meşrebinde olan bir hükümdarın mansıbını ve malını gördü ise, önünde baş eğip emirlerine itaat etti. [Meşreb-i ḥumekā]

    Ey Firavun meşrebinde olan zâlim! Biz o senin bildiğin bu vücûdun zevâlinden korkan zümreden değiliz ki senden korkalım! [Meşreb-i Mûsâ]

    Kul Rüyeti dedi:

    Her kim seni medheder ve faziletinden bahsederse, ona karşı içinden ve bâtınından öfkelen ve söv ki nefsinin gururuna meydan kalmasın

    Hakk’ın âbid kulları çok­tur, fakat zâlim elinden mazlûmları kurtaran kulları azdır.

    Âgâh ol! Hasedinden dolayı seni inkâr eden kimselere nasihat vermek soğuk demiri döğmeğe benzer. Ne zamana kadar böyle abesle iştigal edeceksin!

    Her bir mertebe-i akl, kendinin fevkindeki akla yabancı olduğundan, onu kendi tavrına muhalif görür, haricine çıkanlara delilik isnâd eder.

    Dersin ki: Bir muhitte ehl-i dün­yâ ve ehl-i zâhir çoğaldığı vakit, ehl-i bâtın ve ehl-i Hak ihtifâ ederler [saklanırlar] ve hakâyık-ı ilâhiyyeden bahsetmez olurlar.

    Âgâh ol! Hak Teâlâ istediği vakit zâhir olan gamın kendisini sürûra tebdil eder; ayağını bağlayan şey, senin hürriyetin olur.


    Savm ü salat ü hacc ile sanma biter zahid işin

    İnsan-ı kâmil olmağa lazım olan irfan imiş

    Beyt-i Mısrî Niyâzî

    Eğer sen dünyâ ehlinin iç yüzünü göremiyor isen onların iç yüzünün aynası olan ahlâkına bak; zira ehl-i dünyâ, yalancı, menfaatperest ve mal biriktirmeye hırslı olurlar.

    Makam ve mansıb Firavun meşrebinde olan kimseleri evvelen kibir ve gurur ile besler ve semirtir, sonra da kahr eder. Nitekim birçok mütekebbir ve mağrur hükümdarların su-i akıbetleri tarihlerde mufassalan mezkurdur. Kâide-i aşk budur ki, âşık mâşukuna karşı gayet vefâkardır. Ondan bin cefâ görse asla usanmaz ve bıkmaz.

    Adâletin olduğu yerde bolluk ve bereket olur. Adâlet yok ise o mülk harâp olur. Adaletsizlik medeniyeti mahveder. İbn Haldun

    "Lâ ilâhe illallâh" de­mek başka, "Lâ ilâhe illallâh"ı bilmek başka, "Lâ ilâhe illallâh" olmak baş­kadır

    Arife eşyâda esmâ görünür.

    Cümle esmâdan müsemmâ görünür.

    Bu Niyâzî'den de Mevlâ görünür.

    Âdem isen "semme vechullah"ı bul!

    Kande baksan ol güzel Allah'ı bul!

    Beyt-i Mısrî Niyâzî

    Münâfık, koca bir şehir halkını aldatır, fakat şâh-ı hakîkat olan insân-ı kâmili aldatamaz! Eğer sen insân-ı kâmile karşı zulme kıyâm edersen helâk-i sûri ve mânevîden başını kurtaramazsın. Eğer kurtarırsan beni kâfir bil! İnsanların çoğu insan sûretine sahiptirler fakat mânâları itibarıyla insan değildirler. Hiç şüphe etmeyesin ki bu böyledir. Çoğu hakikatte eşek ve öküz ve kurt ve kaplan ve yılan ve akrepdirler. Her şehirde sûreti ve mânâsı insan olan sayılı kimse vardır.

    Hak Teâlâ hazretleri seni birtakım mazlûmları mağlub etmek yoluyla mağlûbiyet tuzağına çektiği vakit, senden zulüm ve hakaret görmüş olan kimselerin kalabalığı içinde hücumlara mâruz kalırsın. Nitekim birçok zalimlerin bu hale mâruz kaldıkları her an görülmektedir. Bir kul, başına gelen bir belânın, kendi kusur ve günâhından hâsıl olduğunu bilmez ise, yeniden bir belâ gelmesi âdet-i ilâhîyedendir. İnsan-ı kâmil hüviyyeti [hakikati] i'tibariyle Hak'tır; ve taayyünü [görünürlüğü] i'tibariyle de abddir.

    Bir kimsenin birbirine zıt olan sözüne îtimad edene ahmak derler. Ahmak sevdiğinin hatırı için kendini hakîkât karşısında kör ve sağır eder. Eğer uyuyanların yolu üzerinde uyur isen herkes uykuda olduğu için seni uyandıran bulunmaz.

    Var vardan çıkar ve yoktan hiçbir şey çıkmaz. Hak Teâlâ hazretleri bir kimseyi kahrına mazhar kılarsa o kimseye kendisinin aczini ve hiçliğini göstermez; bilakis ona bir kibir ve enâniyet verir.

    Âgâh ol! Aklın tedbîr ve idâre etmediği bir işte ve mülkte [âlem, devlet, beden] hayır yoktur. Hırs bir ejderhadır, küçük bir şey değildir. Utanmak gibi bir takım iyi seciyeleri yok eder. Aşırı hırslı kimseler hep kör ve sağırdırlar; kulaklarına bin delil ile takip ettik­leri yolun bozukluğu gösterilse işitmezler ve görmezler. Kendi varlığına ve enâniyetine hırsla bağlanan ve riyâset [reislik] sevdâsında olan kimsenin nazar-ı idrâki kördür; ve fakat öğünmekte ve kuru dâvada cesurdur. Firavunların mezarı dahi saray sûretinde olur; dışı pek ziyâde süslü ve şatafatlı görünürken, içi kahır ve azâb-ı ilâhi doludur.

    Âgâh ol, tevekkül et, elini ayağını titretme! Senin rızkın sana senden daha ziyâde âşıktır. Talik Hat, Hattat Hulusi Yazgan [Tevekkeltü al'Allah




    Vücûd-ı hakîkînin nihâyeti yoktur ki onun hududu bitsin de ademin hududu başlasın. Velhâsıl adem-i hakîkî vâkî değildir.

    2. Birincisi 'fark' halidir ki sıfat Zât'a perde olur. İkincisi 'cem' ve 'fenâ fîllâh' halidir ki Zât sıfata perde olur. üçüncüsü 'cem'u'l-cem' ve 'bakâ-billâh' halidir ki bu mertebede sıfat Zât'a perde olmadığı gibi, Zât dahi sıfata perde olmaz.

    3. Bu üçüncü hal kâmil ve mükemmil olan zevâtın ve verese-i kümmelînin [ergin kimselerin] halidir.

    Erbâb-ı fazîleti tahkir ahlâk-ı mezmûmeden ve sıfat-ı şeytâniyyedendir.

    Hased duygusunu kalbinden çıkarıp atmış olan insân-ı kâmile hased ve ona karşı hileye kıyâm, yani halka onun aleyhinde söz söyleyerek tebrîde [aradaki ilişkiyi soğutmaya ve arayı açmaya] gayret edersen, o hasedden kalbin kararır ve nûr-i ilâhîye yabancı kalır. Sen gıdayı aldıktan sonra, kendinde hased ve kibir ve ucub gibi tuzaklara tutulduğunu görürsen bil ki yediğin lokma harâmdır!

    Hâfız Şîrâzî hazretleri şöyle buyurur: Kalbi aşk ile diri olan o kimse asla ölmez. Cerîde-i âlem üzerinde bizim devâmımız sâbittir.








    Erbâb-ı fazîleti tahkir ahlâk-ı mezmûmeden ve sıfat-ı şeytâniyyedendir.


    Ahmed Avni Bey added,









 


Related Articles

 


Leave a Comment

Please Login to insert comment.

 

Facebook Conversations