•  0
    Narrative Stories

    Mevlana ve Naratif Terapi. Mevlana hikayeleri...

      Faruk Arslan    1        0        Report content

    Psikoloji’de laik despotluk sona eriyor. Ruhsal danışmanlık ile modern terapi metotlarının evlendiği entegre olmuş yöntem Batı’da modadır. Kalbini nefsi arzularına bu dünyaya satmış bir terapist, iki dünyada saadet arayan bir danışana nasıl bir terapi önerebilir ki! Dünyevi çözümler sunar, oysa terapi ruhsal alanı da kapsamalıdır. Terapistlerin en büyük sorunu egoistce, bencil tavırla danışanlar üzerinde aşırı güç kullanmalarıdır. Oysa yeni trend diyor ki, güç yüzde 85 danışanla danışılanın sağlıklı, ortak güven ilişkisinde olmalıdır; yüzde 8 terapistin kabiliyeti, yüzde 7 teknikleri kullanma başarısı rol oynar.

    Spiritual (ruhsal) kalp konseptinde, kalp İmamı Gazali’nin ifadesiyle 6 boyutlu duyu organıdır; Esmaların oluşturduğu vicdanı Şeni Rabbaniye ve Latifeyi Rabbaniye kalpten ruha taşır. Allah’ı anmayan, zikretmeyen kalp bu nedenle ölüdür, et parçasıdır. Oysa cismaniyetten çıkıp kalp ve ruhun derecelerinde yükselmek, Hakkalyakin imanın zevkinlerine, hal ve makamlarına çıkmak kalp ile oluyor.





    Filozofun Körlüğü


    Kur'an okuyan biri, Mülk Suresi'nin son ayetini okuyordu. Yani, "Suyu kaynağından keser, yerin derinliklerinde gizler, kupkuru bir hale getirirse, Allahu Teala'dan başka kim tekrar getirebilir?!" ayeti­ni. Aşağılık ve hor bir felsefeci, okulun yanından geçerken bu ayeti duydu, hoşuna gitmedi. Dedi ki:


    - Suyu külünkle biz çıkarırız. Bel ve kazma ile yerin ta dibinden kaynatırız.


    Gece rüyasında bir adam gördü, aslan gibi güçlü ve kuvvetliydi. Felsefeciye bir tokat vurdu, iki gözünü birden kör etti.


    - Ey kötü adam, dedi, eğer yapabiliyorsan, bu iki göz kaynağını da kazma ve külünkle nurlandır bakalım!


    Felsefeci uyandı, baktı ki iki gözü de kör olmuş, görmüyor.


    Ağlayıp inlese, tövbe ve istiğfar etseydi, Allah'ın lütfuyla gözleri tekrar görürdü. Fakat tövbe yolu bağlanmıştı.                                       


    Kendine gel de, "Nasıl olsa tövbe ederim" diye günah işleme! Tövbeye de bir parlaklık gerek.






    ***


    Kör Dilenci


    Kör bir dilenci vardı. Şöyle derdi:


    - Ey ahali, bana acıyın, bende iki körlük var. O halde bana iki kat yardım edin.


    Halktan birisi:


    - Bir körlüğünü görüyoruz. Öbürü nedir, göster, dedi.


    - Sesim çirkin, avazım kötü. Körlük ve ses çirkinliği iki kat kör­lüktür. Sesim yüzünden halkın bana acıması azalıyor. Kötü sesim nereye varırsa bana karşı öfke ve kin meydana getiriyor. Bu iki kör­lüğe siz de iki kat acıyın. Böyle hiçbir yere sığmayan kişiyi siz de gönlünüze sığdırın, hoş görün.                                                                


    Bu sızlanma yüzünden halkın hepsi ona acımaya başladı. Sırrını söyleyince gönlünün güzel sesi, sesinin çirkinliğini örttü.


    Böyle birisinin gönül sesi de çirkin olursa, bu üç kat körlüktür.


    ***


    Hz. Musa (a.s.) Ve Buzağıya Tapan Adam


    Hz. Musa, buzağıya tapanlardan birine şöyle dedi:


    - Benden bunca mucize görmene ve benim böylesine güzel huylu olmama rağmen peygamberliğim hakkında yüzlerce şüphen var­dı. Sizi Firavun'dan kurtarmak için denizi yardım, kırk yıl gökten yemek indi, duam bereketiyle taştan ırmak aktı. Buna rağmen senin şüphe ve vehimlerin azalmadı. Fakat sihirli bir buzağı ses çıkardı, derhal secde ettin. Onun hakkında niye şüpheye düşmedin, vehme kapılmadın? Sence buzağı bir lafla tanrılığa layık oluyor da, benim peygamberliğimden şüpheye düşüyorsun ha? Yuh olsun sendeki ak­la!


    Gönül aynası saf olmalı ki güzeli çirkinden ayırabilsin. Her cins, kendi cinsini çeker. Öküz, elbette bir buzağıyı tanrı sanır.


    ***


    Ayının Dostluğu


    Bir ejderha, bir ayıyı yakalamış parçalamaya çalışıyordu. Yiğit bir adam, yolda giderken ayının bağırmalarını duydu. Hemen koştu, her ne kadar ejderha daha güçlü idiyse de, o adamın hem gücü hem de hilesi vardı.


    Ayı, ejderhadan kurtulunca Ashab-Kehfin köpeği gibi o adamın peşine takıldı. Adam hasta olup yere baş koyunca da ayı onu bırak­madı, başında beklemeye başladı. Oradan geçen birisi:


    - Ey kardeş, dedi, bu ayıyla ne işin var? Adam, ejderha olayını anlattı. Bunun üzerine o şahıs:                       


    - Ayıya güvenme, dedi, ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir.


    -  Sen bunu hasedinden söylüyorsun. Ayıya bakma, bana olan sevgisine bak.


    -  Ahmakların sevgisi aldatıcı bir sevgidir. Benim bu hasedim onun sevgisinden iyidir. Gel benimle bir ol da o ayıyı uzaklaştır git­sin!                                                                                             


    - Git başımdan hasetçi herif, kendi işine bak!                        


    - Ben bir ayıdan daha aşağı değilim ya. Başına bir şey gelecek di­ye yüreğim titriyor. Sakın böyle bir ayı ile ormana gitme!


    Bu sözler adamın kulağına girmedi:


    - Git başımdan, dedi.


    - Ben senin düşmanın değilim. Peşimden gelirsen kendine iyilik etmiş olursun.


    - Uykum geldi, beni bırak, işine git!


    - Benim gibi bir dosta uy da, himayemde uyu. Adam:


    - Bu galiba bir katil, diye düşündü, uyuyunca beni öldürecek. Ya da benden bir şey umuyor, bir dilenci.


    Adamın yola gelmediğini gören nasihatçi kızarak ve içinden "La havle..." diyerek oradan ayrıldı.


    - Ben ona ciddiyetle nasihat ettim, o ise benden daha kötü şüp­helendi, diye düşündü.


    Adam da uyuyakaldı. Yüzüne sinek konuyor, ayı da onu kovalı­yordu. Sinek kovulunca kalkıyor, fakat inadına tekrar aynı yere konuyordu. Bu böyle sürüp gitti. Ayı, sineğe kızdı, gitti kenardan ko­ca bir taş getirdi. Sineğin yine adamın yüzüne konmuş olduğunu gö­rünce, o koca taşı sineğe fırlattı. Taş, uyuyan adamın yüzünü param­parça etti.


    Ahmağın sevgisi, ayının sevgisidir. Kini sevgisi, sevgisi kinidir. Ahdi gevşek, sözü büyük, vefası zayıftır.


    ***


    Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Âmâ Adam


    Allahu Teala, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e şöyle vahyetti:


    -  Kör, Hakk'ı diliyorsa, onun yoksulluğu yüzünden gönlünü kırmak yaraşmaz. Sen, halk büyüklerinden öğrensin diye onları irşad etmek istiyorsun, onların dine yardımcı olacaklarını, onlar sayesinde İslam dininin her tarafta yayılacağını düşünüyorsun. Bu yüzden de hidayet isteyen körden yüz çevirdin, onun konuşmasından sıkıldın. Onun dostlarından olduğunu, vaktinin de geniş olduğunu hatırladın. Fakat bu bir tek kör, yüzlerce Kayzer'den yeğdir. Gönlü aydın kör gelince kapıyı kapama.


    Hz. Peygamber s.a.s. dedi ki:


    - Benim peygamberliğime Allah c.c. şahit, bu yeter. Yarasaların nefretinden de anlaşılıyor ki ben Allahu Teala'nın parlak bir güneşi­yim. Hırsız geceyi ister, gündüzü değil. Ben, cihanda parlayan gün­düzüm.


    ***


    Calinus Ve Deli


    Calinus, etrafındaki dostlarına:


    - Bana filan ilacı verin, dedi. içlerinden birisi:


    - Ey üstad, dedi, bu ilacı delilik için verirler. Delilik ise senden uzak.


    - Bana bir deli baktı, dedi Calinus. Bir müddet yüzümü seyretti. Bana göz kırptı, sonra yenimi yakamı yırttı. Onunla bir münasebe­tim olmasaydı nasıl olur da yüzünü bana çevirirdi?! Benim onunla bir ilgim olmasaydı, nasıl olur da gelir bana çatardı?! iki kişi uzlaştı mı, aralarında ortak bir özellik var demektir. Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet, adeta mezara girmedir.






















 


Related Articles

 


Leave a Comment

Please Login to insert comment.

 

Facebook Conversations