•  0
    Mind Over Mood

    Hastalar Risalesi Açısından Hastalığın Anlamı ve Manevi Faydaları

      Faruk Arslan    1        0        Report content

    <!--[if gte mso 9]><xml> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> Normal 0 false false false EN-CA X-NONE X-NONE </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 10]> <style> /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} </style>

    İnsanların zihninde pek hoş bir intiba bırakmayan ve genelde olumsuz kabul edilen hastalık gibi bazı sorunlar, insanların huzurunu kaçırabilmekte ve birçok kişiyi yanıltabilmektedir. Kuran, bu hususta insanları uyarır: “Çirkin (olumsuz) gördüğünüz bir şey, belki sizin için hayırlıdır. Sevdiğiniz bir şeyde de belki sizin için şer vardır. (Hakikati) Allah bilir, siz bilemezsiniz” (Bakara; 2/216). Sağlık ve buna bağlı olarak bedenî fonksiyonellik gibi nimetleri Allah yarattığı gibi, hastalık, özürlülük, yaşlılık ve bunun ileri bir boyutu olarak bakıma muhtaçlığı da neticede Allah halk etmektedir. Allah, bu bağlamda sağlığı da hastalığı da, ilahî hikmete bağlı olarak yaratmıştır. Bu hikmete binaen bazen kalıcı bir hastalık, kaderin mutlak bir cilvesi olarak hiçbir şart ve sebebe bağlı olmadan kesin bir hükümle ortaya çıkabilir (Kaza-i Mübrem). Bu gibi durumlarda insanlar genelde ya isyan eder, ya da kaderlerine teslim olurlar. Allah da zaten bu gibi durumları, kişileri imtihan etmek, denemek ve durumlarına razı olup kaderlerine boyun eğenlerle isyan edenleri birbirinden ayırmak için meydana getirmektedir. Dolayısıyla manevî boyutuyla hastalık, kişinin bakışına, tutum ve davranışlarına göre hayrına da şerrine de olan bir durumdur. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, hastalık (ihtiyarlık) ve hastalar (ihtiyarlar) ile ilgili "Hastalar Risalesi" (İhtiyarlar Risalesi) çalışmasında hastalığın (yaşlılığın) hikmeti çerçevesinde hastalık (yaşlılık) olgusuna manevî bir anlam yüklemekte ve bu durumun kader boyutuyla hastanın (yaşlının) lehine bir süreç olabileceğini beyan etmektedir. Buna göre hastalık ve (yaşlılığa bağlı) bedenî rahatsızlıkların bir kısmı, birer ruhanî arındırma ameliyesi, bir kısmı günahlara kefaret, bir kısmı ise aczi ve zaafı tam hissedip Allah’a teslim olmaya vesile olan bir durumdur. Kısacası Said-i Nursi, bizlere hastalığın yol açacağı maddî (bedenî) sıkıntıların giderilmesine yönelik manevî reçeteler sunarak, hastalığın manevî ve uhrevî faydalarına parmak basmaktadır. Bu doğrultuda bu makalenin amacı, Hastalar Risalesini (İhtiyarlar Risalesini) esas alarak, hastalığın (ihtiyarlığın) manevî boyutunu göstermek ve dolayısıyla hastalık (yaşlılık) ile karşı karşıya gelmiş bulunan kişilere manevî tesellide bulunmak olacaktır.


    Bedenî rahatsızlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan hastalık, kişinin maneviyatıyla (manevî dünyasıyla) ilgili bir durum değildir. Dolayısıyla hastalık, bir manevî rahatsızlık ve bu bağlamda gerçek anlamda bir musibet değildir. Asıl musibet, bedene değil kişinin maneviyatına ve dinine gelen musibettir. Hastalığını gerçek musibet gibi algılayan ve durumuna itiraz eden bir kişi aslında hem dünyasını, hem de ahretini karartmış olur. İlahî bir imtihan olduğuna iman şuuruyla idrak eden bir kişi için hastalık, kalıcı da olsa dünyevî boyutuyla geçici bir sıkıntıdır. Bunun ötesinde sayısız manevî faydalar sağlaması açısından özellikle uzun dönemli hastalıklar, olağan üstü manevî avantajlar sağlayan bir durumdur. Hadiseye kader ve ahiret boyutuyla bakabilen bir kişi, hastalığa bizzat kendisi sebebiyet vermiş olsa da, durumundan ders çıkarır ve Allah’ın rahmetine sığınmaktan vazgeçmez. Nitekim Kuran-ı Kerim de bu konuya işaret edilmektedir:


    Hastalık, imtihan vesilesi olduğu için, hayırlara vesile olabilecek bir durumdur. Allah, kullarını bir takım musibetlerle dener, ta ki samimî olan ile olmayan, inanan ve inanmayan açıkça belli olsun. Bu çerçevede bir gün İslâm Peygamberi, ashabına şöyle bir sual sordu: “Hasta olmamayı sever misiniz?” Sahabe: “Vallahi biz sıhhat ve afiyette olmayı severiz” dediler. Bunun üzerine Peygamber: “Allah’ın kendisini (hastalık v.s. ile) hatırlamadığı hiç birinizde hayır yoktur” buyurdu.1 Mümin, O’ndan gelen her musibete razı olup, bunda bir hikmet ve nimetin bulunabileceğini düşünüp sabrederse, hem günahlarına kefaret, hem sevap kazanmak, hem de manevî derecesinin artması açısından birçok hayır yakalamış olur.


    Nasıl ki görmenin ön şartı bakmak ve anlamanın ön şartı da dinlemek ise muhakemenin ön şartı da idraktir. Akıl ve vicdan mekanizmasından onay alan zihnî yaklaşımlarla kişi, hastalığın dünyevî ve uhrevî güzelliklerini görebilir. Hadiselere manevî perspektiften bakamayanlar idrak bilincini de köreltirler. Bu durumda sağlıklı bir hayat dahî yokluk ve hiçlik duygularının ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda hayatın kıymetini ve anlamını idrak etmek güçleşir. Hastalıklar ise ömrün gerçek lezzetini ve hayatın kıymetini gösterir. Sağlık ise, insana bazen can sıkıntısı verir ve saatlerin bir an evvel geçmesi arzusunu doğurur. Kişi, bu durumda çabuk vaktimi geçireyim düşüncesiyle, sıkıntıdan faydasız eğlencelere atılabilir. Hapis müddeti gibi, değerli ömrüne düşmanlık edip, çabuk öldürüp geçirmek ister. Said Nursi’ye göre musibetlerin, şerlerin, hatta günahların aslı ve mayası yokluktur. Yokluk ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, durgunluk gibi hâller, yokluğa, hiçliğe yakınlığı içindir ki, yokluktaki karanlığı hissettirip sıkıntı verir. Bedenî olmasa da zihnî ve fikrî hareket, değişim ve dönüşüm ise nurlu ve hayırlı bir varlıktır. Bu gerçekten hareketle hastalık da değerli hayatı anlamlandırmak ve kişiyi manen yükseltmek için nurlu ve hayırlı bir vesiledir. Güzel isimlerinin nakışlarının her birini ayrı ayrı göstermek istercesine bedenlere de bazı hastalıklar gönderen Yaratan’ın bu tasarrufuna da hayır boyutuyla bakmak ve bunda da güzellikler bulmak gerekir. Hasta olan bir kişi, ”bunda da bir hayır vardır, bunda da bir güzellik vardır” demek suretiyle Allah katındaki güzelliklerin keşfine çıkmalıdır. Kronik hastalığa yakalanan ve çalışamayan bir kişi, kendisine bol miktarda bahşedilen boş zamanını kitap okumak, tefekkür etmek, ibadet etmek gibi faydalı, hayırlı ve nihayetinde güzel faaliyetlerle değerlendirebilir. Bu yeni imkân ve fırsatlar, kişiyi şikâyete değil teşekküre sevk etmelidir.


    Hastalık gibi zahirî bela ve musibetlerin manevî kazançları çoktur. Birçok İslâm âlimi gibi Said-i Nursi bu hastalığı ibadet olarak görmektedir. Saidi Nursi’ye göre ibadetler çeşit çeşittir. İmkân dâhilinde normal (müspet) şartlarda yapılan ibadetler vardır ve olumsuzlukların bir araya geldiği zor ve olağanüstü (menfî) şartlarda yapılan ibadetler vardır. Menfî şartlarda yapılan ibadetlerde bir hasta, zaafını ve aczini hakka’l-yakîn hissedeceği için, Yaratan’a iltica edercesine teveccüh eder ve halis bir şekilde ubûdiyetini yani riyasız olarak kulluk görevini yerine getirir (Hastalar Risalesi; İkinci Devâ).


    Said Nursi’ye göre hastalığı sabır içinde geçirmenin her bir saati ve belki de her bir dakikası, bir gün ibadet yapmışçasına eşdeğerdedir. O zaman bundan elde edilecek sevap ve uhrevî mükâfat açısından bir hasta, manen avantajlı bir durum yakalamış olmaktadır. Manevî avantajın bedeli hastalık hâlini yaşamak olmakla beraber sonuç itibariyle bundan dünyevî ve uhrevî manevî faydalar sağlanacağına göre, kişiye sadece şükretmek düşer.2


    4. Hastalık Nimetlerin Farkındalığını Gösteren Bir Durumdur


    5. Hastalık İlâhî Bir Hediyedir


    Aslında hastalık, acziyet ve ızdırap kılığında gelen gizli bir saadet kaynağıdır. Hz. Mevlana, kederlerin ve sıkıntıların insan için bir nimet olduğunu şu şiirinde ifade etmektedir: .


    Allah’ın verdiği gam ve kederlerin perde arkasında birçok hikmet gizlendiği için, kişi, durumuna zahirî boyutuyla değil manevî yönüyle bakmalıdır. Mesela bir hadislerinde son Peygamber şöyle buyurur: “Kulunun iki gözünü alıp da sonra da onu Cehenneme sokmak, Allah’ın gücüne gider”.5


    Hayır da şer de Allah’tan geldiğine göre, insanların vefasından, Allah’ın şer ve cefasının daha iyi olduğunu bilmekte fayda vardır. Hastalığın şerri, kişiye verdiği zararlar ve acılardır. İnançlı bir kişi, o acılardan ve zararlardan Allah’a sığınır ve kederlerin hayırlı yönlerini ve gizli lütuflarını düşünür. Belki tam olarak algılayamadığımız o gizli lütuflardan mahrum olmamak için, kişi Allah’a niyazda bulunmalıdır.


    Son Peygamber de bu yönde şu hadisleri dile getirir: “Büyük mükâfat, büyük musibetlerle beraberdir. Allah, bir topluluğu sevince onlara bela verir”. Ümmetimin azabı dünyadayken verilir. 7


    6. Hastalık Uhrevî Yönüyle Geçicidir


    7. Hastalık Yaratan’ın Kudretini Gösteren Bir Durumdur


    O sınırsız aczin ve zaafın etkisiyle, hastalığa yakalanan bir kişi, hem sözleriyle hem de davranışlarıyla kendini hep duada bulur. Hastalık, yaratılış hikmetini anlamamıza yardımcı olduğu gibi, dua ve niyaza da vesile olmaktadır. "Eğer duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?"8 âyetin sırrına nail olan hasta bir kişi, Allah'a daha bir samimiyetle şükredecektir. Sözlü ve fiilî dualarıyla Yaratan’ın merhametini celp eden hasta bir kişi, manen teselli olup kalben huzurlu olacaktır.


    İslâm Peygamberi, bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kul, ibadet üzere iyi bir yolda iken hastalansa, o kul ile görevli meleğe denir ki: ‘İyileşinceye veya ölünceye kadar sıhhatli iken yaptığı ameli gibi sevap yazın”9Allah, hasatlık gibi değişik musibetler sebebiyle müminin günahlarını bağışlayıp sevap verdiği gibi, sağlıklı iken devam ettiği amellerine hastalanınca devam edememesi durumunda o ameli yapmış gibi kabul edip, amel defterine yazar.


    Kader ve kaza birbirine yakın kavramlar olmakla beraber kader, Yaratan’ın bir şeyi önceden (ezelde) dileyip, takdir etmesi, kaza ise; takdir edilen şeyin vakti gelmesi ile meydana getirilmesidir. İlm-i ezelde tespit edilen Allah’ın takdiratı (kaza), iki kısma ayrılır: 10


    2.) Kaza-i Mübrem: Bir şart ve sebebe bağlanmayıp, kati ve kesin olarak hükmolunan kazadır. Böyle kaza’da sebebe yapışmanın da genelde bir faydası olmaz. Mesela, hamile bir kadın sağlığına dikkat ettiği halde kendi sorumluluğunun dışında özürlü bir bebek dünyaya getirebilir. Burada bir anne, kaderiyle (kaza-i mübrem’le) imtihan edilmektedir. İleri yaşlılıktan dolayı bakıma muhtaç duruma düşmek de kişinin iradesi dışında geliştiği için, kader plânında bir nevi, kaza-i mübrem’dir.


    İnsan, hayatında hoşlandığı ve hoşlanmadığı birçok değişik olayla karşı karşıya gelebilir. Ahirete, kadere, hayır ve şerrin mutlaka Allah’tan olduğuna inanan bir kimse, sevindirici olaylar karşısında Rabbine şükreder, üzüntü verici olaylar karşısında ise elinden bir şey gelmese ve iradesiyle durumunu iyileştirmesi mümkün olması dahî aktif sabır gösterir ve ilahî takdire teslim olmanın iç huzurunu ve manevî faydalarını ruhunda hisseder. Nitekim Kuran-ı Kerim kader ve teslimiyet konusunda şu öğütlerde bulunur:


    Bütün hastalıklar, Allah’ın takdir ve iradesi ile meydana gelir. Allah’ın her şeye kadir olduğuna tam inanan insan, hastalık gibi kaçınılması mümkün olmayan talihsizlikler ve sıkıntılar karşısında üzülmez, tam aksine kuvvetli bir cesaretle, sağlam bir tevekkülle Allah’ın kaderine sığınır. Duayı ibadet telakki edip, hastalığı da dua ibadetinin vakti olduğuna inanır ve bu şekilde Yaratan’a iltica eder. Daimî hastalık, kaza-i mübrem açısından nihaî ve dolayısıyla değiştirilmesi mümkün olmayan bir durum bile olsa, kaderine rıza gösteren mümin, bunda da bir hayır (manev

     


  •  


Leave a Comment

Please Login to insert comment.

 

Facebook Conversations

About Sufi Therapy Counselling

My main interest is in CBT (cognitive-behavioural therapy), and mindfulness, particularly in treating depression and anxiety disorders. Currently, I divide my time between my private practice, at Novo Medical Services and Gladshteyn& Baskakova Psychology Professional Corporation in the Southern Ontario

Newsletter

Subscribe our newsletter and receive daily popular news.

 Loading. Please wait...