<header>

AŞK MI? SEVGİ Mİ?


0
</header></div>

Bu aralar kime sorsan aşkın peşinde. Kimi beşere talip, kimi hakikate. Herkesin kalbî hicreti ve meylî ederine göre. Ağır gelmesin kelamım. Zira en çok itirazım kendime.

Sevmekten öte aşka talip olanlar, pişmekle yetinmeyip kavrulmayı arzu edenlerdir. Bunu beşere sarf edenler ise büyük bir yanılgının içindedir.

Beşerden beşere aşkın olmayacağını, Bediüzzaman hz. lerinin ifadesiyle kalbin sevmek mahalli olduğundan anlamak gerekir. Sevgi başkadır, aşk bambaşkadır. Sevgi kapsadığı alana bağlı olarak herşeye olabilecekken, aşk sadece “bir” olanadır. Bir olan ise yaratılmışlarda tecelli eden vahdette ehadiyeti zatında bulundurandır. Aşk bekâdır, sevgi fenâdır. Aşk huzurda kelimelerin heyecandan unutulması, sevgi kelimelerin bilinçli bir şekilde hizaya geçmesidir. Aşk likâ arzusu asla geçmeyen, sevgi bir noktadan sonra alışkanlığa dönendir. Aşk şairin ifadesiyle kara konulduğu zaman köze dönen, sevgi gerektiğinde mahiyet değiştirendir. Aşk gidecek başka kapı bulamayan kalbin yangınında her gün daha da artan, sevgi ise bazen artan bazen eksilendir. Aşk koruyan, kollayan, himaye eden, vefa gösteren, asla terk etmeyen Mevlâ, sevgi surete olan vurulmuşluğun gönüle izdüşümü olan vefasız, güçsüz, aciz, kendine gücü yetmeyen Leyla’dır.
Aşk Sevban olup sevdiğini(sav) görmediği zamanlarda hasretinden eriyip, tükenmek, sevgi yârin hüsnüne hayran olmaktır.
Aşk Üveys gibi düştüğü yollardan görmeden geri dönüp, hayatı boyunca maşuğun kapısının narına düşmek, sevgi sevilen olmayınca, olanına gönül çevirmektir.
Aşk adı geçince dudağını yalamak(Sahabe efendilerimiz Efendimizin(sav) adı geçince yaparmış), sevgi “adını dağlara yazdım” deyip mübalağa yolunda tökezleyip kalmaktır.
Aşk salat u selam edince yerinden çıkacak kalbini eliyle bastırmak, sevgi cevr û cefâ görünce naz makamından nazarını geri almaktır.
Sevgi yâr bilinenden itibaren var edilen herşeye iken, aşk var edene adanmaktır.
Hülasa, sevgiyle aşkı karıştırmamak gerek.
Sevgi dünyaya ve içindekilere bakarken, aşk ise bekayı arar. Ne güzel demiş yine hz. Üstad Bediüzzaman(ra);

Fâniyim, fâni olanı istemem
Âcizim, âciz olanı istemem
Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim…

Şeyh Galib ise aşkın imtihan yönünü şöyle tarif eder;
Kevser-i âteş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-nümânın adı aşk
Bir lûgat gördüm cünûn isminde ben
Anda hep cevr ü cefânın adı aşk
İşte böyle. Aşk arayan bakışlarını bekaya çevirsin. Her gece kavuşmak için gaflet perdesini aralasın. “Aşık maşukuyla sarmaş dolaş. İşte ben de (uykunun en tatlı yerinde) her sevdiğimden yüz çevirip sana geldim” desin. Onsuz geçen her vakti ömre ziyan saysın. Sevmek mi? Kalp sahibi olanlarda zaten ziyadesiyle mevcut. Fıtrata yerleştirilmiş bu duygu için çok da uğraşmaya gerek yok yani. Son olarak diyeceğim o ki olacaksa aşk olsun. Kalbinize dolsun. Hem öyle bir dolsun ki vuslatı Firdevs’te cemalini müşahade ile olsun…

https://beyruhayazarsa.wordpress.com/author/beyruha1/